22 Ekim 2007 Pazartesi

Oyungezer Kasım ayında bayilerde!

1 aylık level okumanın verdiği bir eksiklik vardı içimde. neyse ki hasretin fazla sürmeyeceğini Oyungezer dergisinin sitesinden öğrendim ( oyungezer'in ne olduğuyla ilgili daha fazla bilgi için sizi şöyle alayım ). kasım ayında yeni dergimiz bayilerde.


not: yeni yazar kadrosu tam olarak belli oldu. işte künye...

not2: sol tarafta görmüş olduğunuz resim siteden yayınlanan ilk sayının kapağı.

not3: blaxis'in blogunda yazdığına göre ilk sayıda eski level yazarlarından ( baya eski :) ) gökhan & batu konuk yazar olarak bulunacakmış.

Teröre lanet olsun!

Bugünkü yazıda gündem farklı olsa sanırım komik olurdu. 12 abimizi şehit vermiş 16sının da yaralı olduğu böyle bir günde tek tesellimiz 32 teröristin öldürülmesi olabilir ( o da ne kadar teselli ederse ).

böyle bir olay olunca da referandum geri planda kaldı haklı olarak. bunun tesadüf olduğuna inanan varsa siyasette tesadüfe yer olmadığını hatırlatmak isterim ( örnek olarak abddeki 11 eylül saldırılarını verebiliriz ). bunun dışında %67 katılım oranı olan ( tarihimizin en az katılım gösterilen referandumu imiş ) bir oylamanın ne derece sağlıklı olduğu da tartışılmalıdır.

bütün bunlar olurken bir yandan da sınır ötesi operasyon için izin bekleniyor hükümetten. ben demiyorum ki izni versinler hemen girelim ama artık karakterli bir dış politikaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. eğer önceki gün beslediğin adamlar bugün gelip sana silah çekiyorsa orada bir sorun var demektir.

bu olaylar sonucu da hükümetten yapılan açıklamalarda abdnin bizzat örgütün arkasında olduğunu söylemesi de bir anda internetten yayılan bir boykot hareketine yol açtı. boykot edelim etmesine de burada bir kaç şey sormak gerek:
- o ürünlerin yerine alternatifimiz var mı?
- abdnin desteği önceden beri konuşulan, bilinen bir şeydi. bunu anlamak için hükümetin açıklama yapması mı gerekiyordu yoksa 2 haftada 30'dan fazla şehit verince mi aklınız başınıza geldi?
- bu boykotu yayan ve akp'ye oy vermiş kesim, merak ediyorum da bu hükümetin abd ve ab'nin güdümünde olduğunu hala göremediniz mi ( sınır ötesine izin vermek için başbakanınızın sürekli önce abdye gidip sorayım demesi )? hadi onu geçtim, terörün ancak ve ancak siyasi ve askeri yöntemlerin koordineli çalışmasıyla en aza indirilebileceğini de mi göremiyorsunuz ( göremiyorsanız akp'den önceki koalisyon hükümetinin çalışmaları ve sonunda en aza indirilen terör düzeyine bakın )?

soruları ve yazıyı okuyanlar alta bir yorum bırakırsa sevinirim.

15 Ekim 2007 Pazartesi

Rötarlı Yazı

bayram sebebiyle pek güncelleyemedim baya birikti. az az hepsine değinelim :)

öncelikle gecikmiş sınır ötesi operasyon izninden bahsetmek istiyorum. bu aslında pek izin gibi durmuyor çünkü "gerektiğinde sınırötesi operasyon yapılabilir" cümlesi kulağa pek izin gibi gelmiyor. hükümetin önceki icraatlarına da bakarsak gerekmesi durumu nasıl gerçekleşecek oldukça merak ediyorum.

bu izni açıklarken ilk defa başbakana katıldım. diyor ki "bu hemen operasyon yapılacağı anlamına gelmez, operasyon yapılacak olursa bunun sosyal, ekonomik ve uluslararası boyutu var." bu boyutu da 1 gün sonra "müttefikimiz, biriciğimiz" abdnin sözde ermeni soykırımını kabul etmesiyle gördük ve iyice anladık sanırım. hemen o gün ne oldu peki? başbakan ve cumhurbaşkanı abdye kükredi. ne kadar komik değil mi? sen adamdan randevu almak için kapılarında sürün sonra bir anda ne oluyorsa kalk adamları azarla. bunu yiyen varsa afiyet olsun. konuyla ilgili olarak vatan gazetesindeki haber dikkat çekici. ( konuyla ilgili milletvekillerinin yaptığı halkta tepki görür açıklamalarına yorum yapma gereği duymuyorum )


moldova - Türkiye maçı ve fatih terim diğer konumuz. artık sıralamada yerini fifa'nın ( veya uefa'nın ) bile bilmediği takımlara puan kaybetmemeliyiz diye düşünüyorum. fatih terim'in ise daha önceki hocalardan ( ersun yanal, şenol güneş ) ne farkı var merak ediyorum. hala şansımız yüksek gruptan çıkmak için ama yine elemeleri izleyeceğiz ve bu sefer olay çıkmaması için dua edeceğiz sanırım.


not 1: yandaki resim ( meez ) yeni keşfimdir :D
not 2: yayınladıktan sonra fark ettim ben zaten günlük halinde yazmıyormuşum.

12 Ekim 2007 Cuma

Level ve Oyungezer

bu iki ismi duyunca yıllar önce akla bir dergi ve derginin yazarlarından ( yanlış hatırlamıyorsam ) Serpil Ulutürk'ün köşesi geliyordu. şimdi ise yepyeni bir anlam ifade ediyor bu 2 isim. artık 2'si de yeni bir başlangıcın ve 2 yeni derginin adı oldu.

"level zaten yok muydu, neresi yeni başlangıç?" diyebilirsiniz ama bu sefer durum çok farklı. level'ın bütün ağır topları ( tuğbek abi, serpil abla, sinan abi, jesuskane, megaemin başta olmak üzere ) ve en sevdiğim yeni nesil yazarlar ( mehmet kentel, berkant akarcan gibi ) level'dan ayrılmış ve oyungezer adında yeni bir alışkanlık oluşturmaya başlamışlar, bunun sonucunu sanırım kasım ayında göreceğiz.

level ise yeni kadrosuyla yoluna doğan grubu altında devam etmekte. anladığım kadarıyla da oyungezer'e olan yolculuğun sebebi de biraz bundan kaynaklanıyor... daha fazla bilgi ve tuğbek abinin durum hakkındaki yorumu için buraya bir göz atın derim.

level'ın yeni kadrosuna değinmek gerekirse, cem şancı'nın niye geri döndüğünü anlayamadım. sanırım bu olaya biraz da duygusal bakıyorum çünkü level bizim için bir oyun ailesiydi ve cem şancı bıraktığında açıkçası sinirlenmiş ve üzülmüştüm. bunun dışında cenkerdem'in niye geri döndüğüne de anlam veremedim. özellikle cenk bey'in malt grubuyla çalışmaya devam etmesi taraftarı olan birisi olarak bu kararın grubun müzik çalışmalarını engellememesini umuyorum. geri kalan isimleri çok tanımıyorum ama kalan bazı yazarların da açıkçası level'daki yazılarını sevmiyordum, isabet olmuş :)

oyungezer dergisi de ilk 3 ay için 12,000'lik bir satış planlamış ( tabi bu aylık mı yoksa 3 ay içinde mi anlayamadım ). eğer bu satışı gerçekleştirirlerse ki gördüğüm kadarıyla buna bir engel yok, yollarına devam edeceklermiş. dergi hakkında daha fazla bilgi, yazarların blogları ve forum gibi bir çok şey için buraya bakmanızı tavsiye ederim.

bunu ilk duyduğumda 2 dergiyi birden takip edip sonraları oyungezer'e geçmeyi düşünüyordum ama biraz da doğan grubu'nun eline geçmesinden dolayı ve okuduğum birkaç eleştiriden dolayı level'ı tamamen kesip oyungezer'e geçmeyi düşünüyorum. sitelerine ve bloglarına da bakarsanız aslında yavaştan incelemelere başlamışlar. dikkatle takip edin derim.

bayram kutlu olsun

hepimizin bayramını kutlarım, bol bol çikolatalı, şekerli günler dilerim...

not: ramazan bayramı sanırım bu?

8 Ekim 2007 Pazartesi

bu kafayla daha çok çekeceğimiz var

sanırım blogdaki ilk politik ve belki de en karamsar ( orhon'un yazıları hariç ) yazı olacak. yazamadığımız hasta ( kısmen sakat ) olduğumuz günle ilgili küçük değerlendirmeler ekleyelim.

öncelikle antalya'da bir tarafta çocukların başına türban geçirip onları protestolarına alet edenlerin diğer tarafta da çocukları güzellik yarışması adı altında onları yarıştıran zihniyetin .mına koyıyım. siz nasıl insanlarsınız ki çocuklarınızın sömürülmesi ( veya sizin sömürmeniz ) gücünüze gitmiyor. kısaca topunuzun .mına koyıyım, geberin hepiniz.

güneyde bunlar olurken doğuda terörle mücadelede son 24 saat içinde 15 Şehit verdik. bütün şehit ailelerimizin başı sağolsun.

aynı paragrafta bahsetmek istemediğim pasif bir hükümetimiz var. 5 yıl önce ellerine terörden arınmış bir Türkiye verilmişken, şu an pkk tekrar en kanlı eylemlerini gerçekleştirmekte ve vatan evlatlarını, abilerimizi ve vatanın geleceğini katletmektedir. bunun karşısında hükümet ne yapmaktadır? bence hiçbir şey yapmamaktadır ve bu tavırları da o insan bozuklarına cesaret vermektedir ( abd'nin desteğini unutmamak gerek ).

bu insanlara oy vermeye devam edin, vatan evlatları ölsün, ekonomi çöksün her şeyimiz altımızdan alınsın. önemli olan cebimiz değil mi, boşverin geri kalanları siz cebinize bakın. insanlık dediğimiz şey nasıl olsa bu dünyada çoktan azınlığın davranış biçimi olmadı mı? boşverin her şeyi , doldurun cebinizi yarın öbür gün ucu size dokunsun siz de feryat edersiniz nasıl olsa...

6 Ekim 2007 Cumartesi

gece gece

daha 1 saat önce uyanmış olmanın verdiği keyifle yazıyorum bu yazıyı ( şu an saat 00:08 ). uyku düzeninin bozuk olması, özellikle de okul zamanı, pek hoş olmuyor. saat 18:00'dan 23:00'a kadar uyuyup sonra sabaha kadar durmak düzeni iyice bozuyor ama bu durum bloga yazı olarak yansıyor ( güzel malzeme, gerçekten ).

madem sabaha kadar buradayız, akla ne gelirse yazalım. öncelikle itüsözlük'ten başlayalım. sanırım ekşi'den sonraki en fazla yazara sahip ama bir o kadar da az başlık ve girdiye sahip sözlük olma ünvanını elinde bulunduruyor. bu aralar yazar alımını biraz hızlandırdılar sanırım bu da insanlar arasında büyük bir kavgaya yol açtı :D ( void lafım sana, görky ve minstrel siz anlayın ;) ). bunu yavaşlatmaları hem kavgaları azaltmak açısından hem de kalitelerini korumak açısından güzel olacaktır, bu yazıyı gören söylesin adamlara.

2 gün önceki beşiktaş maçı yorumunu da yapalım hemen. beşiktaş'ın açıkçası 0 puanda kalacağını düşünüyorum ( ilk maçtan beri ). bu maç beni tam yanıltıyorlardı ki spikerin de quaresma'ya aşırı yüklenmesiyle ( quaresma böyle bir bjk beklemiyordu vs vs. ) bir çarpılma olduğu kanaatindeyim. bunu bir kenara bırakırsak beşiktaş ne kadar güzel futbol oynadı o da tartışılır aslında. bu kadroyla ( aynı tip 832948234 tane adam, higuain-delgado-ricardinho vs. ) oynayabilecekleri en iyi Şampiyonlar Ligi maçını oynadılar diye düşünüyorum. benim pek umudum kalmasa da artık beşiktaş'a başarılar diliyorum.

dünkü galatasaray maçından öte galatasaray taraftarını yorumlamak istiyorum. bize yıllardır uefa, avrupa'da ne başarınız var ( tamam doğru ona itirazımız yok ), sion'a çakarız nolacak elimizin kiri diyen galatasaray taraftarı maçtan sonra formalarını giyerek açıkçası beni baya güldürdü. görky'nin de dediği gibi bu durum sanırım uzun zamandır avrupa'da galatasaray'ın bir şey yapamamasından kaynaklanıyor. galatasaray'a UEFA'da başarılar dilemekle beraber, umuyorum ve inanıyorum ki gruptan çıkarlar.

son olarak da şu an ntv'de adının alttaki yazıdan dolayı "haydi gel bizimle ol" olduğunu düşündüğüm programdaki cem yılmaz'dan bahsetmek istiyorum. bu pek bahsetmek sayılmaz, hayranlığımı kusmak diyelim. her katıldığı programa gerek ciddi konularda gerekse de komedi konusunda kalite katıyor. şu programı büyük ihtimalle bir daha izlesem oturduğum yerde uyurum ama bu adamın yaptığı espriler ve kaliteli yorumlar katıldığı ortamlara büyük bir keyif katıyor.

siz bunları okurken bende programı izlemeye devam ediyim.

4 Ekim 2007 Perşembe

jeux d enfants (cesaretin var mı aşka)

İki küçük çocuğun beraber yarattıkları oyunla başlar film. Çocuklar büyürler ve bu oyun onları çoook tutkulu bir aşka götürür.
İzlediğim en güzel romantik komedi. Öyle klasik romantik komediler gibi değildir. Hikayesi, kurgusu, oyuncuları süperdir. İzlenmelidir. Film boyunca la vie en rose nın değişik versiyonları çalar.
cap ou pas cap?

3 Ekim 2007 Çarşamba

Fenerbahçe - CSKA Moskova

fenerbahçemiz hakkında biraz geç de olsa yorum yapmak lazım. hepimiz inter maçından sonra büyük gaza gelmiş, cska'yı da madara ederiz diyoduk ( ben hariç, ben asıl cska'dan korkuodum grupta ).

aslında dün iyi gidioduk, bireysel hataları ve verdiğimiz pozisyonları saymazsak ( ne kaldı başka? ) iyiydik. ilk yarının başında bulduğumuz yalan yanlış bir golle garip bir maç izleyeceğimiz kesin gibi bir şeydi. acaba maç erken mi bitti desek de verdiğimiz pozisyonlar ve topun adamların ayağına yapışması sorunu pahalıya mal olacaktı.

ilk yarıyı 1 - 0 önde kapatmıştık ama 2. yarı için umutsuzdum. deniz barış'ın yaptığı kritik pas hataları bize golle dönecek diye korkuyordum. ben nereden bileyim ilk yarının en iyilerinden edu'nun saçma bir iş yapıp öyle bir pozisyonda volkan'a dönmeye çalışacağını. daha hala o hataya küfrediyordum ki defans yine "biz fener defansıyız delik olmamız lazım" felsefesine döndü ve bir anda saçma bir pozisyon verdi ve şanssız adam edu bu seferde penaltıya sebep oldu. her neyse en azından doğru bir hareketti.

bundan sonraki kısımda ise fenerbahçe, cska'nın da kapanmasıyla baskılı oynamaya başladı ve art arda pozisyonlar buldu. bu arada zico'nun yaptığı değişikliklerin de oyuna katkısı mükemmeldi. zico sanırım geldiğinden beri ilk defa yorumcular tarafından yaptığı değişikliklerde haklı bulundu. tam umutlar tükenmeye başlamışken Inter maçında Alex'in asistiyle mükemmel bir gole imza atan Deivid sahneye çıktı ve Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ndeki 3. ve kendisinin 2. golüne imza atarak hem Fenerbahçe'ye büyük bir avantaj kazandırdı hem de değerini artırmaya devam etti.

artık fenerbahçe'nin avrupa'da farklı bir takım olduğu göze çarpıyor. geçen sene uefa'da başlayan güzel futbol ve haddini bilerek oynama, bu sene meyvesini veriyor. ayrıca fenerbahçe'nin artık geriye düştüğü maçları çevirdiğini ve bunun sayesinde taraftarına güven verdiği de açıkça ortada.

umuyorum ki fenerbahçe bu performansını sürdürür ve bu gruptan 1. veya 2. sırada çıkar. bu gece de aynı performansı beşiktaş'tan bekliyoruz. umarım 2. maçlarında 3 puan alarak yarıştan kopmadıklarını gösterirler.


dipnot: deivid'e ne yedirdiyseniz, istiyorum ulan...

2 Ekim 2007 Salı

naber?

arabayı park eden başka bir araca çarpmam sonucu 1.2 milyarlık hasar oluştu. sigorta ödemezse işim zor. bir an önce geri versinler ulan arabamı!

fener cska'yı yensin. hayat bayram olsun. (zor olur)

1 Ekim 2007 Pazartesi

Live Messenger

ekim ayının şu ilk saatlerinde içimden live messenger nam-ı diğer msn 8.0 hakkında bir şeyler yazmak geldi.

önce msn live'la tanışma öykümüzü anlatmakta fayda var. daha çok az kişi live yüklemişken bende gaza gelip "obaaa hemen artıralım, süper" diye atlamıştım ama bilgisayarımda 2 günden fazla yüklü kalmadı. sanırım şu konuşma penceresinin fazlasıyla transparan olması gözümü rahatsız etmişti. teknik olarak ise nedenini anlayamadığım bir şekilde hata verip kapanıyor bir de kapattıktan 4-5dk sonra msn live hata verdi diye mesaj çıkarıyordu.

ikinci karşılaşmamız bundan daha kötüydü. severek kullandığım msn 7.5 açıldığında şifremi girdim ve o da ne live yüklemem gerektiğini yoksa giremeyeceğimi söyledi. bu zorbalığın hesabı tabiki microsoft'a sorulmalı ama zorla yüklettiği programın iyi olması lazım veya tam çalışır vaziyette olması lazımken hala sanki beta testine devam ediyor. kafasına göre mesajların bazılarını iletmezken, zaman zaman paylaşım klasörlerinin bozulup açılmaması ve hatta dosya yollayamama gibi sorunlar var.

bu haldeki programı zorla yükletmek microsoft'a ne kazandırır bilmiyorum ama live serisi ürünleri ( windows vista, live messenger vs. ) büyük bir çuvallama içinde ve sanki aceleye gelmişler. bu durumda da keşke linux arayüzü ve diğer özellikleri daha kullanışlı ve kullanıcı dostu olsa da windows'tan kurtulsak diyoruz.